Üçüncü Dalga
Ekonomik tarihin derinliklerine
inildiğinde, insanlığın üretim ve tüketim pratiklerinin döngüsel bir evrim
geçirdiği görülmektedir. Tarım devrimi öncesinde ve sırasında, yani Birinci
Dalga uygarlığında, nüfusun büyük çoğunluğu kendi ihtiyaçları için üretim
yapan, pazar mekanizmasına çok az bağımlı olan bireylerdi; yani ne tam üretici
ne de tam tüketiciydiler, onlar aslında "üretüketici" (prosumer) konumundaydılar.
Ancak Sanayi Devrimiyle birlikte toplumun kalbine "görünmez bir kama"
saplanmış, üretim ve tüketim işlevleri birbirinden kesin çizgilerle ayrılarak
üretici ve tüketici dediğimiz iki ayrı sınıf ve rol ortaya çıkmıştır. Bu süreç,
pazarın hayatın merkezine yerleşmesine ve insanların hayatta kalabilmek için
neredeyse tamamen pazar ağına bağımlı hale gelmesine neden olmuştur.
Günümüzde ise, Üçüncü Dalga olarak
adlandırılan teknolojik ve sosyal dönüşüm süreciyle birlikte, bu kama yerinden
çıkmakta ve üretici ile tüketici arasındaki keskin ayrım bulanıklaşarak,
tarihin yeni bir sentezde birleştiği "üretüketici" çağına geri dönülmektedir.
Bu yeni dönem, yüksek teknoloji ile donatılmış bireylerin, pazar ekonomisinin
dışında kendi kullanımları için değer yarattıkları devasa bir dönüşümü işaret
etmektedir.
Bu dönüşümü anlamak için ekonomiyi
iki ana sektör üzerinden okumak gerekmektedir: Pazar ekonomisini temsil eden ve
GSYİH gibi geleneksel ölçütlerle izlenen "Sektör B" ile insanların
kendileri, aileleri ve toplumları için ürettikleri, paranın el değiştirmediği
ve genellikle iktisatçılar tarafından görmezden gelinen "Sektör A".
Sanayi çağı boyunca Sektör B,
ekonomik ilerlemenin tek ölçütü sayılmış ve Sektör A (örneğin ev işleri, çocuk
bakımı, kişisel üretim) "ekonomik olmayan" faaliyetler olarak
marjinalize edilmiştir. Ancak günümüzde, artan hizmet maliyetleri, yeni teknolojilerin
erişilebilirliği ve değişen yaşam tarzları nedeniyle ekonomik aktivite Sektör
B'den (değişim için üretim) Sektör A'ya (kullanım için üretim) doğru kaymaktadır.
İnsanlar artık pazarın pasif alıcıları olmak yerine, kendi mallarını ve
hizmetlerini üreten aktif aktörler haline gelmektedir. Bu "görünmez
ekonomi", aslında pazar ekonomisinin varlığı için hayati bir öneme
sahiptir; zira pazarın ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağı ve sosyal
sermaye, büyük ölçüde bu görünmez sektörde üretilmektedir.
Bu devrimin en somut yansımaları
"Kendin Yap" (DIY) kültürü ve "kendi işini kendin gör"
(self-service) eğilimlerindeki patlamada gözlemlenmektedir. Geçmişte uzmanlar
veya ücretli çalışanlar tarafından yapılan birçok iş, teknolojinin yardımıyla
tüketiciye devredilmektedir. Elektronik bankacılık sayesinde banka memurunun
işini müşteri yapmakta, benzin istasyonlarında pompalar sürücüler tarafından
kullanılmakta ve mobilyalar demonte satın alınıp evde birleştirilmektedir.
Bu süreç, şirketler açısından
işgücü maliyetlerinin "dışsallaştırılması" ve tüketiciye yüklenmesi
anlamına gelse de aynı zamanda bireye süreç üzerinde kontrol ve hız
kazandırmaktadır. Buna ek olarak, "Göreceli Verimsizlik Yasası"
gereği, seri üretimle malların fiyatı düşerken, el emeğine dayalı hizmetlerin
(tesisatçı, tamirci vb.) maliyeti göreceli olarak artmaktadır. Bu durum,
bireyleri ekonomik bir zorunluluk olarak kendi işlerini görmeye, tamirat
yapmaya ve üretmeye itmektedir; böylece Sektör B'den Sektör A'ya devasa bir
aktivite transferi gerçekleşmektedir.
Teknolojinin gelişimi, bu süreci
basit el işçiliğinden çıkarıp yüksek teknolojili bir üretim modeline
dönüştürmektedir. Özellikle sağlık alanında, eskiden sadece doktorların
yapabildiği testlerin (tansiyon ölçümü, gebelik testi vb.) evde yapılabilir
hale gelmesi, bireyin kendi bakımını üstlenmesini sağlamaktadır.
Daha da önemlisi, dijital devrim ve
açık kaynak kültürü, üretüketici kavramını bilgi ve yazılım alanına taşımıştır.
Milyonlarca insan, pazar teşvikleri olmadan, Linux gibi işletim sistemlerini
veya Wikipedia gibi bilgi kaynaklarını kolektif bir çabayla, "sosyal
üretim" dinamikleriyle yaratmaktadır. Bu gönüllü üretim biçimi, pazar
(fiyat sinyalleri) veya firma (yönetim hiyerarşisi) mekanizmalarına dayanmaz;
aksine, dağıtık, hiyerarşik olmayan ve finansal olmayan motivasyonlarla işleyen
yeni bir üretim tarzını temsil eder. Bu durum, üretim araçlarının
(bilgisayarlar ve ağlar) geniş kitlelerin eline geçmesiyle mümkün olmuştur.
Geleceğe baktığımızda, bu eğilimin
fiziksel nesnelerin üretimine de sıçrayacağı öngörülmektedir. Bilgisayar
destekli tasarım (CAD) ve üretim süreçlerinin tüketiciyle buluşması, müşterinin
sadece bir alıcı değil, tasarım sürecinin bir parçası olmasını sağlamaktadır.
Üçüncü Dalga üretimi, kitlesel üretimden (seri üretim) kişiselleştirilmiş
üretime (customization) doğru evrilmektedir. Tüketiciler, özelliklerini
kendilerinin belirlediği, vücut ölçülerine göre kesilmiş giysileri veya kendi
tasarladıkları araçları, evlerindeki bilgisayarlar aracılığıyla fabrikadaki
üretim bandına doğrudan komut göndererek ürettirebilecek konuma gelmektedir.
İlerleyen aşamalarda, nanoteknoloji ve moleküler üretim tekniklerinin (masaüstü
fabrikalar veya 3D yazıcılar gibi) gelişmesiyle, üretim fabrikalardan çıkıp
"elektronik kulübe"lere, yani evlere geri dönecektir. Bu senaryoda,
hammadde maliyeti ve bilgi maliyeti dışında üretim maliyeti neredeyse sıfıra
inecek ve bireyler kendi fiziksel ihtiyaçlarının çoğunu pazar mekanizmasına
girmeden karşılayabilecektir.
Üretici ve tüketicinin yeniden
birleşmesi, sadece ekonomik bir değişim değil, uygarlığın temel kodlarının
yeniden yazılmasıdır. Pazar ekonomisi (Sektör B) varlığını sürdürecek olsa da
artık tek ve hâkim ekonomik model olmayacak; Sektör A ile yeni bir dengeye
oturacaktır. İnsanlar zamanlarını "iş" (pazar için üretim) ve
"boş zaman" olarak ayırmak yerine, kendi kullanımları için üretim
yaptıkları (üretüketim) ve pazar için çalıştıkları hibrit bir yaşam tarzına
geçeceklerdir. Bu "görünmez ekonomi"nin yükselişi, gayri safi milli
hasıla gibi geleneksel ölçümlerin yetersizliğini ortaya koymakta ve refah,
verimlilik ve yaşam kalitesi kavramlarının, sadece parasal mübadele üzerinden
değil, bireyin kendi yaşamını ve çevresini doğrudan şekillendirme gücü
üzerinden yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Yorumlar
Yorum Gönder